E: info@herkesicinmimarlik.org

Hasankeyf Difne (Üçyol) Köyü Ziyareti

22-24 Mayıs 2014 tarihleri arasında Opet ve Hasankeyf Kaymakamlığı’nın daveti ile Hasankeyf Difne (Üçyol) köyünde 3 günlük bir keşif gezisi gerçekleştirdik. Hasankeyf’in Ilısu Barajı ile beraber sular altında kalacak olmasından sonra, Difne köyünün sahip olduğu mağaralar ve taş yapı stoğuyla bölge turizmi için önemli merkezlerinden biri haline gelmesi hedeflenmektedir. Altı kişilik keşif ekibinde Herkes İçin Mimarlık adına sosyolog, peyzaj mimarı, restoratör ve mimarlar yer aldı. Bu gezinin sonunda Difne köyündeki sosyolojik duruma, mimari yapıya ve hedeflenen turizm yaklaşımına dair bir rapor hazırladık.

Hazırladığımız rapora buradan ulaşabilirsiniz.

 

Diyarbakır Narlıca Köyü Ziyareti / Narlıca Village Visit

Elif Çak, Yelta Köm for English please scroll down

Narlıca, Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı olan 90′lı yıllarda boşaltılan, neredeyse köyün tamamının atıl kaldığı fakat son zamanlarda geri dönüşlerin başlamasıyla yazları nüfusun yaklaşık olarak 7000′e çıktığı, 286 haneli bir köy. Narlıca Köyü Eğitim, Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (NARDER) başkanı Nusret Mutlu’dan gelen görüşme talebi ile Mardin Artuklu Mimarlık Fakültesi’nde yaptığımız atölyenin ertesinde, 3 Mart 2014′te Diyarbakır merkezde ilk buluşmamızı gerçekleştirdik.

Köy, Diyarbakır merkeze araç ile 2 saat uzaklıkta olduğundan o gün köyü ziyaret edemedik, ilk buluşmamızda köyün genel yapısı ve ihtiyaçları üzerine görüştük. Herkes İçin Mimarlık’ın yaptığı çalışmaları, yürüttüğü projeleri paylaştık ve daha sonra görüşmek üzere Diyarbakır’dan ayrıldık.

Diyarbakır’a ikinci ziyaretimizi 26 Mart 2014’te gerçekleştirdik. NARDER başkanı Nusret Mutlu ve Şener Aktaş bizi havalimanında karşıladılar ve Kulp’a doğru yola çıktık. Yolculuğumuza bölgede başka bir köyde öğretmenlik yapan Perwer Aktaş da katıldı. Kulp merkeze vardık ve ilçenin belediye eş-başkan adaylarından Metin Dinar ile ve ilçe halkı ile buluşup derneği ve projeleri anlattık. Eski bir eğitimci olan Metin Dinar projelerle çok ilgilendi, “Atıl Köy Okulları Projesi”ne dair okullar tamamlandıktan sonra yöre halklarını birbirleriyle tanıştırmak için başka bir proje geliştirilebileceğinden bahsetti. Seçim sonrası daha detaylı konuşup birlikte iş birliği yapmak üzere sözleşerek Kulp merkezden ayrıldık.

Narlıca Köyü, ilçe merkezine yaklaşık on beş dakika uzaklıkta. Köye geldiğimizde öncelikle okulu ziyaret ettik. Köyde şu an iki adet atıl okul var ama bir tanesi aileler tarafından konut olarak kullanılmaktaymış. Narlıca köyü dağ yamacında kurulu bir köyken, 1975 Lice depremi sonrası köyün yerleşimi aşağıya doğru kaymış. Depremden sonra, Almanya’nın desteğiyle yapılan prefabrik deprem konutları, beş senelik ömür biçilmesine rağmen bugün halen yaşayanlarının da geliştirmesiyle ayakta. Köyün bu kısmının grid yapısı açık bir şekilde gözüküyor.

Köy okulu üç sınıftan, iki de ayrı odadan oluşuyor. Dışarıda ise tuvaletler ve ahır gibi kullanılan ama normalde kışın okul yakacaklarının ve diğer malzemelerin bırakıldığı malzemelik var. Yapılma tarihi 1986 olan okul 90’lı yıllarda boşaldıktan sonra 2000′lerin başında eğitime açılmış ama öğrenci azlığından devam edememiş. Okulu gezerken yöre halkı ve köy muhtarı Tahsin Çelik de bize katıldı. Biz de bu sırada okulun rölövesini aldık ve belgeledik. Okul yapısal olarak iyi bir durumda, fazla müdahaleye gerek kalmadan yeniden işlevlendirme potansiyeline sahip, ayrıca önündeki geniş bahçesi de açık hava etkinlikleri için ideal. Okulu gezdikten sonra, bizi misafir etmek isteyen köylülerin evlerinin bahçesine gittik. Okulun ne olabileceği konusunda birçok istek ve fikir var. Yazın köy nüfusu il dışından gelenler ile iyice artıyormuş, emekli olup köye dönenlerden biri yazın çocuklara teakwondo kursu verilebileceğini, belki bir spor tesisi haline dönüştürülebileceğini söylüyor. Yazları köyde artan genç nüfus için bir sosyal merkez olması da isteklerden biri ve tabii mümkün olursa insanlara istihdam sağlayabilecek bir yer…

Köyde aktif olarak ipekböceği yetiştiriciliği yapılıyor, bu da okulun dönüşebileceği fonksiyona dair ipuçları verdi bize. Aynı zamanda köy derneğinin bünyesinde kurulan Sosyal Hizmetler Komisyonu madde bağımlılığı ile mücadele kapsamında okulda etkinlikler düzenlemek istiyor. Bunların hepsinin yanında Narlıca’nın su problemi de söz konusu, köye gelen sulama suyu az olduğu için halk içme suyunu sulama suyu olarak kullanıyor ve bu yüzden köy yazın susuz kalabiliyor. Oysa köyün yanından hemen geçen bir çay var, NARDER bu konuda da çalışmalar yapmak istiyor.

Tüm Narlıca ve Kulp halkı ziyaretimiz sırasında bizi çok içten ağırladı ve sıcak karşıladı, çevrelerine dair olan ilgileri ve bilinçleri ile bizi birçok konuda köy hakkında bilgilendirdiler. Ayrıca köyün kendine yaptırdığı atkılardan da birer tane yanımıza aldık. Köyde ufak da olsa bir değişimin olacak olması tüm halkı heyecanlandırmış durumda, bu günübirlik ziyaretin ertesinde önümüzdeki aylarda birkaç günlük bir atölye çalışması ile ihtiyaçları tam olarak belirleyip çalışmaya başlamayı planlıyoruz.

Narlıca, which is a village of Kulp neighborhood, was under forced displacement in 90’s. It has been an abandoned village for years, but lately, returning to the village began and today there has been 286 houses in the village where the population reaches to 7000 people in summer. With the Chairman of Narlıca Village, Education, Culture, Cooperation and Solidarity Foundation (NARDER) Nusret Mutlu’s invitation, we had first meeting in Diyarbakır on 3 March 2014, shortly after our workshop at Mardin Artuklu Architecture Faculty.

Narlıca is 2 hours far away from Diyarbakır city centre. That’s why we couldn’t visit the village. We talked about structure of village and its needs. Also we presented them the projects of Herkes İçin Mimarlık, scheduled next meeting and then turned back to İstanbul. Our second visit was on 26 March 2014. Nusret Mutlu and Şener Aktaş met us at the airport. Then Perwer Aktaş joined us, who is a teacher also at another village in the region. We arrived to Kulp and met with Metin Dinar, who was the candidate for co-mayor elections and has also a history of educating. We shared our projects with him and he suggested us to merge “Abandoned Rural Schools Project” with another project which may be about bringing people together from different regions where the project goes on. Promising each other to meet again in order to talk more detailed after the finish of elections, we went to Narlıca.

Narlıca is 15 minutes far away from Kulp. When we reached to village, we visited the school. There are two abandoned schools right now. The old one was built in around 1937, which is today used by families as a house. The new one was built in 1985. Narlıca had been locating on the shoulder of a mountain, but after the Lice earthquake in 1975, it had moved down. After the earthquake, temporary houses were built by support of Germans. Their lifecycle was estimated to 5 years, but they are still in good condition by the force of improving.

There are three classrooms and two free rooms in the school. Also there is another small building outside of the school, which is in use as toilet and storage. The school was built in 1985, but after 90’s it has become abandoned. Education has started again during 2000’s, but because of the lack of students, it was malfunctioned once more. While we were visiting the school, people from village and the muhtar Tahsin Çelik joined us. The school is in a good physical condition and does not need any major production for revitalizing. On the other hand, the garden that is located in front of the school can be used for outdoor activities. After we visited school, we went to the houses of people from the village. There are a lot of ideas and demands about school. One of the people, who has retired and turned back to the village, wants school to teach taekwondo courses to children and young people. Also many people want to have a social center for young people because in summer the young population increases. One other request is an employment area, for sure. The silkworm breeding is actively sustained in the village and this gives us some clues about the prospective function. In addition, NARDER wants to organize some events against the substance addiction. One of the main problems of the village is water. People have to use drinking water instead of irrigation water although there is a brook in the village. NARDER also wants to manage and solve this problem.

All people from Narlıca and Kulp hosted us so warmly. They informed us about many topics with their conscious and awareness. Even the thought of a little change in the village excites people. We are going to visit Narlıca with a big group in the coming months and organize a workshop about the school.

Konya Sarnıç Köyü Gezisi

Cansu Cürgen

Bu rapor, Konya’nın Hadim ilçesine bağlı Sarnıç Köyü’nde bulunan atıl köy okulunu ziyaretim ve Herkes İçin Mimarlık Derneği’ni temsilen yaptığım görüşmeler hakkında yazılmıştır.

***

Hadim’e Varış, İlçe hakkında bilgiler

Hadim, il merkezinden yaklaşık 128 km uzaklıkta, 1530 rakımlı, 28 köyü 6 kasabası bulunan, Konya’nın en güneyde yer alan ilçelerinden biri. Son nüfus sayımına göre yaklaşık 60.000 nüfusa sahiptir. 1926 yılında ilçe olmuştur. İsmini, ilçe merkezinde türbesi bulunan Hz. Hadimi’den almıştır.

Konya’dan ulaşım özel minibüslerle günde 6 sefer yapılıyor. Ben Konya otogardan sabah 07.30 aracı ile hareket ettim, 09.30’da Hadim Tarım Bölge Müdürlüğü’nde, derneğimizle iletişime geçen Veteriner Hekim Ahmet Çağrı Bıkmaz ile buluştum. Ahmet Bey, Tar-gel projesi kapsamında bu köye atanmış ve 1.5 yıldır Hadim’de görev yapmakta. Targel projesi Tarım Bakanlığı’na ait ve her köye bir tarım danışmanı-veteriner hekim atanmasını hedefliyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye genelinde 6.129 Ziraat Mühendisi, 3.872 Veteriner Hekim olmak üzere toplam 10.001 kadro bulunuyor. Bu arada ilçenin kirazının çok güzel olduğunu ve iç piyasadan ziyade yurtdışına ihraç edilmek üzere yetiştirildiğini belirtmek gerek. 24 ila 36 kalibre arasında değişen kirazların en büyükleri ‘napolyon‘ adıyla bildiklerimiz. Bölgede kirazcılık çok, yanısıra üzüm yetiştiriciliği, hayvancılık ve arıcılık da yapılıyor.

Ahmet Bey bir aydan fazla süredir bu projenin gerçekleşmesi için yerel karar mercileriyle pek çok görüşmelerde bulunmuş ve köy okulunun yeniden kullanımına ilişkin kapsamlı bir rapor hazırlamış. Okul yapısının, hemen yanındaki lojman ve kömürlük (depo+wc) yapılarıyla beraber, köy konağı olarak yeniden kullanımına dair öneriler geliştirmiş.

Kaymakamlık, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Görüşmeler

Ahmet Bey’in kurumunda, öncelikle Tarım müdürü İsmail Dayandı ile görüştüm ve bölgeye ait genel bilgileri kendisinden edindim. HiM ve Atıl köy okulları projesini anlattim. Ismail Bey bize araç ve fotoğraf makinesi, metre vb. malzemeleri tahsis etti. Ardından kaymakamlıkla aynı binada bulunan Ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nü ziyaret ettik. İlçe Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Akyol ile atıl köy okulları projesi görüşüldü ve olumlu tepkiler alındı. O sırada Hüseyin Bey’in yerine atanan ve henüz göreve başlayacak yeni İlçe Milli Egitim Müdürü Tekin Şavlı ile de tanışma ve projeyi aktarma fırsatım oldu. Tekin Bey okulun bir zaman sonra taşımalı eğitimden vazgeçilirse tekrar okul olarak kullanılabilir kalmasının gerekliliğinden bahsetti ve şöyle bir anekdot paylaştı: Ilk görev yeri olan Konya Yunak’taki köy okulunu 13 yıl çalışmanın ardından 98’de kendi elleriyle kapatmış. ‘’Okulu kapatmak, benim için adeta bir yakınımın cenazesini toprağa vermek gibiydi.’’

Ardından Ahmet Bey, Hüseyin Bey ve Tekin Bey ile beraber Hadim İlçe Kaymakamı Mutlu Köksal Bey ile görüşmek üzere makamına çıktık. Kaymakam Bey projemizi dinledi, ardından Ahmet Bey’in hazırlamış olduğu raporu inceledi. Kendisi de bu gönüllü çalışmaları takdir ettiğini ve üzerlerine düşen her türlü görevi yapmaya, destek vermeye hazır olduklarını söyledi. Kaymakam Bey’e, kısaca çalışmalarımızdan söz edip, HiM dernek kitapçığımızı bıraktım. Ardından köye doğru bol virajlı, kısa ama biraz zorlu bir yolculuğa çıktık.

Sarnıç’a Varış, Köy Hakkında Bilgiler

Sarnıç köyü bir dağ yamacında, oldukça yüksekte ve ilk kez bir Yörük yerleşimi olarak kurulmuş, simdi 55 hanede 162 nüfus bulunan bir köy. Hadim ilçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıkta bulunmasına rağmen yolu dik ve virajlı olduğundan varış yarım saate yakın sürüyor. Kapanan okul, köyün hemen girişinde bir tepede yer alıyor. Köyde kullanılır halde bir sağlık evi var ancak, onbeş günde bir aile hekimi geliyor. Pek çok dağlık köy gibi Sarnıç da göç veriyor (bu yamaç arazide ekim-dikim, işlenecek toprağın fazla olmaması da göçü tetikliyor. Öte yandan gidenlerin hepsinin okumuş, mevki sahibi olmuş kişiler oldukları söyleniyor). Sarnıç’ta daha çok arıcılık, hayvancılık yapılıyor. Köyde evlerin çoğu geleneksel tekniklerle yapılmış, taşıyıcısı ahşaptan taş duvarlar örülmüş.Çatılar kar yağışı nedeniyle eğimli (çoğu tek yönde eğimli ) ve çoğunlukla çinko ondüle kaplı.

Sarnıç Atıl Köy Okulu

Okul yapısı ve lojman hemen yanyana ve tek katlı yapılardan oluşmaktadır. Su basmanı betonarme olarak teşkil edilmiş yapının duvarları dolu tuğladan örülmüş. Yapı en az 15 yıldır kullanılmıyor, ancak duvarlarda gözle görülür bir yapısal çatlak bulunmamaktadır. Girilebilen odalarda görüldüğü kadarıyla okulun çatısı da oldukça iyi durumda.

Yapının hemen yanında bulunan lojman da okul ile hemen hemen aynı durumda. Okul yapısı 1.5 yükseklikte 7 basamakla giriliyor, küçük bir girişinin ardından 2 kapı açılıyor. Biri oldukça küçük bir sınıf, diğeri ise ana derslik. Ana dersliğin arka duvarı başka bir küçük dersliğe tamamlanıyor. Pencereleri tamamen tahrip olmuş, iç kapıların bir kısmının kanatları yok ancak kasaları sağlam vaziyette duruyor. Okul da lojman da soba ile ısınıyor. Lojman 3 odalı, büyükçe bir tek katlı yapı. Girişte sağda wc karşısında açık lavabo, sonraki hacim mutfak (mini ocağı var somine gibi) mutfaktan açılan bir kapı ile banyo var. Tabi ıslak hacimlerin durumu oldukça kötü. Lojmanın odalarından biri depo gibi kullanılmakta, bu nedenle içeri fazla giremedim. Az ileride bulunan kömürlük yapısı ise tamamen dolu, onun da içine giremedim. Ancak görünen o ki bir bölümü wc olarak kullanılıyormuş. Okulun tuvaleti tabii, ana derslik binasının dışında düşünülmüş.

Ahmet Bey ve ilçe milli eğitim müdürlüğü yetkililerinden öğrendiğim kadarıyla, okul statü olarak ilçe milli eğitim müdürlüğüne bağlı ve köy tüzel kisiliğine(muhtarlık) devredilmesi isteniyor. Bu devir işleminde mülkiyet tamamen el değiştirmiyor, yalnız kullanım hakkı veriliyor. Bu yönde kaymakamlığa halihazırda talepler iletilmiş. Buradaki ihtiyaçları Ahmet Bey raporunda, köy odası, bilgisayar odası, kütüphane, gelecek hekimin, yahut düğün-dernek olursa bir misafirin konaklaması için bir misafirhane ve önündeki açıklıkta bir cocuk parkı olarak düşünmüş. Köydekilerle ve muhtarla bu düşünceler paylaşılmış ve az çok ortak talepler olduğunu söyleyebilirim, ancak görüştüğüm iki aile şunu dedi: ‘’Tabi yeniden okul olsa daha iyi olur ama yine çocuklar için bişey olsun bir bilgisayar konsa bile bak gör bütün köy orada toplanır’’ diyor. Çocuk parkı meselesi zaten köy muhtarının gündemindeymiş, belediyeye gerekli başvuru yapılmış, bir oyun ünitesinin gelmesi icin sonuç bekleniyor. Muhtar ve ağabeyinin ailesi, okulda ölçülerini alırken şunu da belirtti: ‘’Köyümüzün kahvesi, toplanacak bir yeri yok. Bir kameriye olsa okulun önündeki açıklıkta, bir de park çocuklar icin, çok iyi olur.’’ Bu arada belirtmeliyim lojman ile okul arasında güzel bir karadut ağacı, okulun hemen arkasında da çalışır durumda bir çeşme var.

Muhtarın önerdiğine göre yapıların kanalizasyonunu kendileri bile elden geçirebilirlermiş, ‘’muhtemelen sağlam durumda duruyordur’’ dedi, zaten az ilerde rögara bağlantı mevcutmuş. Ayrıca burada öğrencilerle bir atölye çalışması yürütülürse başta muhtar ve ailesi olmak üzere herkes kapılarını açar, malzeme geldiğinde inşaat başladığında da herkes elinden geldiğince taşır boyar tamir eder dedi. ‘Maddi imkanımız pek yok ama onun dışında her türlü yardımı yaparız’ diyorlar.

Bu keşifler sırasında kömürlüğün içi ve lojmanın girilemeyen bir odası hariç her mekanın ölçüsünü, muhtarımız Yaşar Doğrutürk ve ağabeyi ile birlikte aldık. Ölçü işlerine, lezzetli bir kahvaltı ile ara verdik, bu sırada Yaşar Bey’in kayinbiraderinin oğlu, 8. sınıfa giden Mehmet Ali ile biraz sohbet ettim.. Aşağı Hadim ve Yukarı Hadim’de iki ilköğretim okul varmış. Yalnız Sarnıç’ta 28-30 kadar okul çağında çocuk bulunmakta. En yakın köy olan Oduncuköy’de ise bu sayı yalnızca 5. Okula gidişleri hergün 15 km sürüyor, kışın yollar fazla kapanmasa da araçlar kayıyormuş. Kendisi bu köyde okula gitmemiş hiç, ama babası ve muhtar bu okulda okumuşlar. Okulun eski bir fotoğrafinı bulup bizimle paylaştılar. Ev misafirliğinde biraz video da çekmeye çalıştım ama hem kendi kameramın beni yarıyolda bırakışı, hem de tek başıma olmam kayıt işlerini biraz zorlaştırdı, bu nedenlerle de tüm fotoğraflar cep telefonu ile çekildi.

Ölçüleri alabildigimiz kadarıyla bitirdikten sonra, hatıra fotografı çektirdik, tekrar görüşmek üzere vedalaştık. Bize tahsis edilen araçla tekrar kaymakamlığa döndük. Kaymakam Bey bizi kabul etti ve gözlemlerimizi paylaştık. Hadim’in meşhur kirazlarından alıp 17.30 minibüsüyle, en kısa zamanda geri gelmek üzere Konya’ya geri döndüm.

Beyoğlu Sineması’nı Yaşatma Projesi

1989’dan beri hizmet vermekte olan Beyoğlu Sineması, İstanbul’da bağımsız filmlerin gösterildiği , sayılı sinema salonlarından biri. Yakın zamanda kapanan Alkazar, Rüya, Sinepop ve Emek sinemalarının yanısıra hala ayakta kalmaya çalışan Majestik, Yeşilçam, Atlas sinemaları gibi Beyoğlu Sineması da varlığını sürdürebilmek için zor günler geçiriyor.

Beyoğlu Sineması’nı sürekli bir ziyaretçisi olan Mimar Gülnaz Güzeloğlu Şubat ayında bizimle iletişime geçip salonun şu anda çalışmaya devam ettiğini ama kapanmak üzere olduğunu belirtti. Biz de hemen ardından salonun işletmecisi olan Temel Kerimoğlu ile görüşmeye gittik. Şu anlık kapatma kararı almadıklarını ama geleceğinin pek parlak olmadığını, salonu açık tutmak için çeşitli işbirliklerine açık olduklarını belirtti. Bu toplantıdan sonra da hemen bir atölye çağrısı yaptık.

Beyoğlu Sineması’nın fuayesinde gerçekleşen bu atölyeye salonun müdavimleri, sinema ile ilgilenen genç ekipler, mimarlar ve öğrencilerden oluşan yaklaşık 50 kişilik bir grup katıldı. 3 ana başlık üzerine tartışıldı ve fikir üretildi. Bunlar;
1) Sinemanın ve fuayenin fiziksel/mimari durumu, eksiklikleri
2) İletişim yöntemleri
3) Etkinlik önerileri

Bu atölyenin ardından kurulan bir facebook grubu üzerinden, üretilen fikirler düzenlenip kategorilere ayrılıp paylaşıldı. Grup içerisinde fikir alışverişleri de bir süre de devam etti. Fikir birliğine varılan konulardan biri, yapılacak herhangi bir promosyon hamlesi için profesyonel ekiplerden destek almak oldu. Bu karar çerçevesinde biri prodüksiyon ajansı Sarraf Galeyan Mekanik (SGM), biri de reklam ajansı olan El Turco Dijital(ETD) ile iletişime geçildi. Bu iki ofisinde olumlu geri dönüş yapmasıyla bu ekiplerle neler yapabileceğimizi konuşmak adına toplantılar yaptık.Bu toplantılar atölyede çıkan fikirler üzerinden ilerledi. İlk olarak SGM Ekibiyle Beyoğlu Sineması’nın bağımsız sinema ve Türk sineması için önemini anlatan bir video üretme kararı aldık. Bu video için festival döneminde Beyoğlu Sineması içerisinde ropörtajlar yapıldı. Röportajlar yapıldıktan sonraki post prodüksiyon döneminde ETD ekibiyle fikir üretmeye devam ettik. SGM’nin çalışmasına paralel bir çalışma oldu. Video içerisinde kullanılacak sloganlar ve sunuş metni konularında destek aldık. Video desteğine ek olarak ETD ekibinden Ozan sinemanın kampanya amaçlı kullanabileceği fikirler üretti. Bunların duyurusu ileriki tarihlerde yapılacak. Video bitirildikten sonra, “AVM’DEN ÇIK, SİNEMANA SAHİP ÇIK” sloganıyla beraber sosyal medya üzerinden paylaşıldı. Bu hamle, güncel olayların da etkisiyle farkındalık oluşturmak adına önemli bir etki yarattı.

Yaz aylarında insanların kendilerini dışarı atıp kapalı alanlar yerine açık alanlar tercih etmesini fırsat bilen Beyoğlu Sineması oluşturduğu bütçe ile Haziran ayının ortasında salon ve fuayenin tadilatına başladı. Bu tadilat kapsamında pasaj girişinde bulunan tabela değiştirildi. Gişenin bulunduğu merdiven bölümü, fuaye ve kafe alanlarında duvar ve tavanlar yeniden boyandı. Büyük fuayede bulunan uzun duvar ise arkadan aydınlatılan polikarbon kaplamanın üzerine yapılmış kült filmlerden replikleri içeren grafik çalışmayla diğer duvarlardan ayrıştırıldı.

Fotoğraflar: Rehan Miskci

Bunlar dışında başka yenilikler de söz konusu. Beyoğlu Salonu’nun duvarları bambaşka bir hikayeyi anlatmak üzere yeniden boyanacak. Şu anda altlık olması amaçlı siyaha boyalı. Yine Beyoğlu Salonu’na dijital olarak gösterime imkan tanıyan projeksiyon makinası takıldı. Bu sayede salonun gösterebileceği film seçenekleri ve imkanları oldukça arttı. Fuayenin ve dükkan olarak tanımlanan iki alanın farklı etkinliklere ev sahipliği yapabilmesi adına altlık olarak prizler arttırıldı ve kablosuz internet imkanı sunulmaya başlandı.
Bundan sonraki aşamada neler yapabileceğimizi düşünmek adına 17 Temmuz’da bir atölye çağırısı daha yapmıştık.

Bu atölyede;
Pera Salonu’nun ve fuaye’nin alternatif kullanımlarına yönelik fikirler üretildi. Sergi ve enstalasyon önerileri için açık çağrı yapılması, sürdürülebilir programlar oluşturmak adına farklı işbirlikleri yapılabilmesi üzerine konuşuldu.

Önümüzde hareketli bir bahar sezonu var. Eylül ayı içerisinde Suç ve Ceza Film Festivali gerçekleşecek. Devamında ise Film Ekimi başlayacak. Ek olarak farklı kuruluşlardan gelen festival önerileri değerlendiriliyor.

Biz, Herkes İçin Mimarlık olarak işbirlikleri kurarak Beyoğlu Sineması üzerine düşünmeye ve üretmeye devam edeceğiz. Siz de işletime yönelik fikirlerinizi, etkinlik önerilerinizi, aklınıza gelen her şeyi bizimle veya Beyoğlu Sineması ile paylaşabilirsiniz.

Bu sefer “Emek”lerimiz boşa gitmeyecek!

İzmir Ödemiş Gezisi

28 Mart 2013 Perşembe günü İzmir Ödemiş ilçesine Herkes İçin Mimarlık üyelerinden Didem Veryeri, İrem Sönmez’in yer aldığı bir ziyaret gerçekleştirdik. İzmir İl Milli Eğitim ile yapılan görüşmeler sonucunda Ödemiş ilçesi pilot olarak belirlendikten sonra Ödemiş İlçe Milli Eğitim Müdürü Cevdet Ünlü ve Şube Müdürü Mehmet Sakal beraberliğinde ilçeye bağlı 3 ayrı köyde yer alan atıl köy okullarını gezdik.

İlk durağımız, Ocaklı Köyüydü. Ocaklı Köyü, ilçe merkezine 5 km uzaklıkta 550 nüfuslu bir köy. Ödemiş genelinde olduğu gibi Ocaklı Köyü geçimini büyükbaş hayvancılıktan sağlıyor. Tarıma olan ilgi azaldığından beri ilçeye göç artmış. Nüfusun azalması ve ilçenin yakınlığı öğrencilerin ilçeye yönelmesine neden olmuş. Köyde bulunan ilkokul 1948 yılında öğretime açıldıktan sonra yaklaşık 10 yıl önce taşımalı sistem ile öğrencilerin ilçeye yönlendirilmesiyle okul kapanmış. Şu an köyde bulunan öğrenci sayısı 26. Atıl durumda olan okulun parsel alanı 2438 m² bina oturma alanı ise 392m². Okulun 3 binası bulunuyor; 1 bina derslik, 1 bina ortak alan kullanımı, 1 bina da tuvaletlere ayrılmış. Yapısal olarak atıl durumda olan okulun; derslik binasının çatısımda yer yer çökmeler görülüyor. Ortak kullanım olan binanın zemininin bir kısmı çökmüş durumda. Doğramalar tamamen tahrip olmuş.

Okulun öğrenciler taşındığından beri çeşitli işlevlerle köylüler tarafından değerlendirilmiştir. Bakımsızlıktan son senelerde kullanılmayacak hale gelmiştir. Köylülere ve ilçede yaşayanlara yönelik bir işlev verilerek değerlendirilmesi düşünülüyor.

İkinci durağımız, Ovakent Köyü oldu. Ovakent köyü, ilçe merkezine 16 km uzaklıkta 3250 nüfuslu bir köy. Dağ eteğinde yer alan bu köyde de Ödemiş genelinde olduğu gibi büyükbaş hayvancılık geçim kaynağı. Pamuk ve tütün üretildiği dönemlerde köyün nüfusu 9000’e kadar yükselmiş. Köyde son yıllarda göç çok olduğu için öğrenci sayısında azalma yaşanmış. Bunun üzerine yakın iki mahallenin birleşmesiyle Kemal Atatürk okulu eğitime kapatılmış. Köyde atıl durumda bulunan okul, Kemal Atatürk İlk Öğretim Okulu, 1980’lerde eğitime açılmış. Okul yaklaşık 5 yıldır eğitim vermiyor. Şu anda okulun bir dersliği halk eğitim merkezi olarak kullanılıyor. Okul yapısal olarak fazla hasarlı gözükmezken bakımsızlıktan tahrip olmuş durumda. Okul binası 2 katlı ve yığma bir yapıdan oluşuyor. Okulun bahçesinde tuvalet olarak hizmet veren küçük bir yapı ve kömürlük olarak hizmet veren başka küçük bir yapı bulunuyor.

Bölgeye hizmet veren bir Özel Meslek Eğitim Merkezi yapılması İlçe Milli Eğitim Müdürü ve muhtar tarafından isteniyor. Bölgedeki engellilere yönelik eğitim veren kuruluşların azlığı sebebiyle atıl durumda olan okulun bu şekilde değerlendirilmesi düşünülüyor. İl merkezine en uzak İlçe olması dolayısıyla Ödemiş kendi ilçesine ait engellilere yönelik eğitim alanlarına sahip olmayı istiyor.

Son olarak Çayır Köyü ilkokulunu ziyaret ettik. Çayır Köyü, ilçe merkezine 40 km uzaklıkta 650 nüfuslu bir köy. Yüksek rakımda yer alan köyün genel geçim kaynağı kiraz ziraati. Köyde tarım devam ettiği için diğer köylerden farklı olarak nüfus azalmıyor, artıyor. Köyde göçün olmaması nüfusun düzenli oranlarla artması, varolan ilkokulun yetmemesine neden oluyor. Çayır Köyü ilkokulu, 1968 yılında eğitime başlamış. Şu anda olan öğrenci sayısı 72. Bunların 41’i 1. Sınıf öğrencisi. Büyük sınıflarda daha az öğrenci olsa da her geçen sene daha fazla öğrenci kayıt oluyor. Okulun 1 derslik binası, 2 lojman binası ve 1 tuvalet binası mevcut. Derslik binasında 2 adet derslik bulunuyor. Öğrenci nüfusunun fazla olmasından dolayı sınıflar küçük geliyor. Köyde birleştirilmiş sistemle eğitim verildiği için 2 derslik öğrencilere yetersiz kalıyor. Lojman binalarından bir tanesi okul öncesi eğitim verirken diğeri haftada 1 gelen doktorun hasta görmesi için kullanılıyor. Okulun oturduğu parsel alanı 2666 m² binaların oturduğu alan ise 267 m². Yapısal olarak hasar gözükmeyen bu yapılar zamanla yıpratılmış.

Okulun öğrencileri ve geleceği için okulun büyütülmesine yeni dersliğe ihtiyaçları var. Önümüzdeki öğretim senesine daha fazla öğrenciyle yeni dersliklerle başlamak istiyorlar. Okulun arka bahçesinde olan boşluğa yeni derslik yapılması ön görülüyor.

Erzincan Gezisi

Atıl Köy Okulları Projesi için Erzincan’a geldiğimizde, bizi bekleyen şeyin ne olduğunu aslında pek bilmiyorduk. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı ile yaptığımız kısa görüşmede, merkez köylerinin şehir merkezine çok yakın olduğunu, uzaktaki köylerin de çoğunun kış aylarında boş kaldığını öğrendik. Dolayısıyla merkeze uzak köylerden ziyade merkez köylerine odaklanmanın iyi olacağını düşündük. Projemizden bahsettikçe, Milli Eğitim görevlilerinin önerileri de şekillendi. Bize tahsis edilen bir araç ve yardım etmek için bize katılan Sabahattin Bey’le yola düştük.

Önce Çatalören Köyü’ndeki İlköğretim Okulu’nu gezdik. Bu okul, İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından önümüzdeki dönem tekrar açılacakmış. Aldığımız bu haber, sabahki kısa görüşmede bahsi geçen ve o ana kadar akıllarımızdan çıkmayan Afgan mültecilerin bulunduğu Işıkpınar Köyü’ne gitme isteğimizi arttırdı.

Erzincan’da, Yıldırım Akbulut zamanında tek tip projeyle yapılan ve büyük bir çoğunluğu günümüzde kullanılmayan, bir kısmıysa yapıldığı günden itibaren hiç kullanılmamış ilk ve ortaokul yapıları mevcut. Işıkpınar Köyü’nde bu yapılardan iki tane var. Biri Canahmet İlköğretim Okulu. Bu, bir süre yapıldığı fonksiyonla hizmet vermiş, fakat taşımalı eğitim sistemine geçildikten sonra boş kalmış bir okul.

Diğeriyse, yine aynı dönemde (1988) ortaokul olarak yapılan, fakat köyde ortaokul öğrencisi olmadığından hiç kullanılmayan, 4 yıl boş kaldıktan sonra, İl Milli Eğitim Şube Müdürü Ahmet Güven’in çabalarıyla izci evine dönüştürülen, şehirdeki izcilik faaliyetleri son bulduğunda yine boş bırakılan bir yapı. 2 yıl önce, 6 Afgan ailenin buraya yerleştirilmesi, başlangıçta ortaokul olarak tasarlanmış, ardından bir eğitimci ve birkaç gönüllü tarafından ufak müdahalelerle fonksiyonu değiştirilmiş bir yapının dönüşümündeki son halka olmuş. 2 yıl önce 45 kişinin konakladığı bu yapıda, bugün 23 kişi (4 aile) konaklıyor. Okul yapısının birkaç metre yakınında yer 23 kişinin ortak kullanımında bir tuvalet yapısı mevcut. Bu yapı aynı zamanda 4 ailenin arasında kendine yer bulamayan Iraklı bir mültecinin konaklama ihtiyacına da cevap veriyor.

İzci evi, büyük bir bahçeye sahip. Yapının yeni kullanıcıları, bu bahçenin hemen girişine bağladıkları iki büyükbaş hayvana sahipler. Aynı zamanda bahçenin ufak bir kısmı da sürülmüş ve ekilmiş vaziyette. Bu iki durum, Afgan mültecilerin kendilerini buraya ait hissetmeleri ihtimalini akıllara getiriyor, fakat bahçenin büyük bir kısmı kullanılmıyor.

Büyüğü 230 m2, küçüğü 40 m2 olan yapılar fiziki şartları açıcısından iyi durumda sayılabilir, fakat dönüşümünde maruz kaldığı ufak müdahaleler, 23 kişinin (gelecekte belki daha fazlasının) konaklaması için uygun şartları oluşturmak için yeterli değil.

İlk gün ayaküstü konuştuğumuz Afgan ailelerin yanına ertesi gün sohbet etmek, hikayelerini öğrenmek ve okulun rölövesini almak üzere tekrar gittik.  Bir gün önceden kalan çay tekliflerini bu defa kabul edip sohbet etmeye başladık. Neden buraya geldiklerini, hikayelerini sorduk. Köy okulunda kaldıkları Türkçe dersinde öğrendikleri Türkçe’leri ile başladılar anlatmaya…

Türkiye’ye ilk geldiklerinde devlet tarafından öncelikle Ankara’da tutulmuşlar. Daha sonra Erzincan’da bulunan kamplara gönderilmişler.Bu beş odalı izci evinde 4 aile yaşıyor. Birbirilerini daha önceden tanımayan 4 Afgan aile Ankara’dan Erzincan’a geldiklerinde tanışarak birlikte yaşamaya başlamışlar. ‘Şimdi karındaş gibi olduk’ diyorlar. Hepsinin hikayesi başka. Yaşça büyük Bibigül Hanım herkesin annesi gibi olmuş. Bibigül Hanım ülkelerini terkedişlerini bize kısaca anlatıyor. ‘Kızım 2 yaşındaydı, oğlum elimde 2 aylıktı.  Kocam savaşta sakat kaldı ve çalışamaz hale geldi. Bu yüzden Afganistan’dan İran’a gittik.’ Çocuklarını okutacak paraları kalmayınca, Türkiye’ye gelmişler. İran’da alamadıkları yardımı Türkiye’de aldıklarını söylüyorlar. Resmi olarak ‘ilticacı’ olarak tanınan bu insanlar vatandaşlık alacakları günü bekliyorlar. Işıkpınar’da yaşayanlar ‘misafir’ olarak gördükleri Afgan ailelere ellerinden geldiği kadar destek olmaya çalışıyorlar. Afgan kadınlara içinde yaşadıkları eski okul binası ile ilgili ne düşündüklerini soruyoruz. Her aile kendine ait özel bir alan istiyor. ‘Hepimizin ayrı oturma odası olsa, erkekler çekiniyor beraber oturmaya’ diyorlar. Tuvalet olarak dışarıdaki ek binayı kullanıyorlar. Tuvalet ile ilgili bazı sorunları var. ‘Yazın idare ediyoruz ama kışın çok zor. Kaç kez kolumuz,bacağımız kırıldı tuvalete giderken’ Isıtma tesisatı olmasına rağmen çalışmadığı için kömür yakarak ısınıyorlar. Bütün bu zorluklara rağmen en mutlu gözükenler gene çocuklar oluyor. Sohbetimiz devam ederken koşarak okuldan dönüyorlar. Anadilleri gibi Türkçe konuşuyorlar. Okulu cok sevdiklerini, arkadaşlarıyla çok iyi anlaştıklarını anlatıyorlar.

Erzincan’a yaptığımız ilk gezide böyle bir hikaye ile karşılaşmanın bizi heyecanlandırdığını söyleyebiliriz. Boş kalan bir köy okulunun halihazırda Afgan göçmenlere tahsis edilmesi beraberinde çözülmesi gereken mimari bir problemi gündeme getiriyor. Herkes İçin Mimarlık olarak önümüzdeki aylarda bu problemi çözmeye çalışırken, ülkemizdeki göçmenlerin yaşam alanlarını da mercek altına almayı planlıyoruz.

Keşan Kızkapan Köyü Gezisi

26 Ocak 2013 Cumartesi günü Keşan Kızkapan Köyü’ne Herkes İçin Mimarlık üyelerinden Hakan Kaçmaz, Bilge Kobaş, Sarper Takkeci ve Emre Gündoğdu’nun yer aldığı bir ziyaret gerçekleştirdik. Köyden İsmail Büyükkayhan’ın daveti üzerine gerçekleşen davette, köy ve köyde yer alan atıl köy okulunu inceledik.

Kızkapan Köyü Keşan merkeze 20 km uzaklıkta, 300 nüfuslu bir köydür. Geçimini tarımdan sağlayan köyde genç nüfus azdır. Köyün 1954 tarihinde yapılan okulu yaklaşık 10 senedir kapalı durumdadır. Köyde bulunan 10 ilköğretim öğrencisi taşımalı eğitim kapsamında 8 km uzaklıktaki Orhaniye köyüne gitmektedir.

Eski bir öğretmen ve hava astsubay emeklisi olan İsmail Büyükkayhan, 90’lı yılların 2000’lerin ortasına kadar dershanelerde çalışmış, bugün ise Balkan Eğitim Merkezi adı altında, Balkan üniversiteleri ile Türkiye üniversiteleri arasında öğrenci değişimleri programları hazırlayan bir kurumda çalışmaktadır. Keşan’da faaliyet gösteren Tarım, Hayvancılık ve El Sanatları Derneği’nin başkanı olan İsmail Bey, atıl durumdaki okulda öncelikle köylülere yönelik ziraat eğitimlerinin verileceği atölyelerin yer almasını ve atölyeleri gerçekleştirecek uzmanların kalabileceği bir lojman bulunmasını istemektedir. Dernek merkezi de olarak kullanılabileceğini düşünülen yapıda, ziraat eğitiminin yanında farklı eğitim çalışmalarının da yapılabileceği düşünülmektedir.
Okul binası İsmail Beyin bu isteklerini karşılar biçimde, 3 derslik ve bir idare odasından oluşan okul bölümü ve 2 oda 1 mutfak ve 1 tuvaletten oluşan birbirine bitişik iki bölümden oluşmaktadır. Yığma kesme taştan yapılmış binanın zemin döşemesi için beton dökülmüştür ancak bir tek idare odasında şu anda yarısı çökmüş durumda bir ahşap döşeme vardır. Kısmi çökmelerin göze çarptığı çatının ahşap döşemesi çoğu yerde sehim yapmıştır. Pencereler tamamen tahrip olmuştur ve kapıların bir çoğu da bakıma muhtaç durumdadır. Bunların dışında bina yapısal açıdan fazla hasarlı gözükmemektedir. Binanın arkasında tuvalet olarak hizmet veren küçük bir yapı daha bulunmaktadır. Kesme taş duvarlarla sınırı belirlenmiş binanın bahçesinde 2 adet basket potası ve yaklaşık 10-15 arası ağaç bulunmaktadır. Okul 200m2 olup, bahçenin alanı 2000m2’dir.

Okulun mülkiyeti köy tüzel kişiliği tarafından Tarım, Hayvancılık ve El Sanatları Derneği’ne devredilmiştir. Köy muhtarının da üyesi olduğu bu derneğin binada yapılması düşünülen faaliyetlerin yürütülmesi açısından faydalı olacağı düşünülmektedir. Çevre köylere ve ilçe merkezine yakınlığı ve ulaşım kolaylığı burada gerçekleştirilecek aktivitelere katılımı kolaylaştıracak bir unsur olarak gözükmektedir. Köylülere yönelik eğitimler köylünün kendisini geliştirmesine fırsat sunabilcekken, diğer farklı etkinliklere gelicek insanlar da ziyaretleri sırasında köyün ekonomisine katkı sağlayacaktır.

Herkes İçin Mimarlık olarak binanın doğramalarının yenilenmesi gibi temel gereksinimlerin sağlanmasının yanında, yapının bahçesi ile beraber düşünülerek yeni tasarım yaklaşımları geliştirmeyi mümkün görüyoruz. Ziyaret sırasında İsmail Bey güneş enerjisi ile çalışacak bir ısıtma sistemi yapılması da önerdi. İçerisinde güneş enerjisinin de yer alacağı karma bir enerji sisteminin kurulmasını tasarım aşamasında değerlendirilebilecek bir unsur olarak düşünmekteyiz.

Gezi ekibi tarafından ilk etapta yapılması gerekenin nasıl bir tasarım süreci ile bu projenin ele alınacağının dernek içinde tartışılarak kararlaştırılması olduğu düşünülmüştür ve bu projenin, Atıl Köy Okulları Projesi’nin ülke geneline yayılma hedefinin bir parçası olabileceği öngörülmüştür.

Herkes İçin Mimarlık Yeniden Çaka’da

15 Haziran’da başlayan “Atıl Köy Okulları Projesi: Çaka” süreci, bir dizi etkinlik ile devam etmişti. “Çaka’da Neler Oluyor?” etkinliği ile çeşitli çevrelerden yapıcı geri dönüşler alınmış, “Çaka: Bir Gün” atölyesi ile de eller tekrar taşın altına sokulmuş ve farklı üniversitelerden öğrencilerin katılımı ile okulların geleceğine yönelik farklı senaryolar tasarlanmıştı. Tüm bu etkinliklerde öne çıkan başlıca fikir, süreç ve sonuç nasıl çeşitlenirse çeşitlensin, izlenmesi gereken yöntemin “katılımcı ve yerelden beslenen” şekilde tasarlanmasının gerekliliğiydi.

Bu bağlamda, sürecin başlarından beri düşünülmekte olan Çaka ziyaretlerinden birincisi, Emre Gündoğdu, Hayrettin Günç, Tuğba Kılınç ve Alican İnal’dan oluşan 4 kişilik HiM ekibi tarafından 2-3-4 Kasım 2012 tarihlerinde gerçekleştirildi.

2 Kasım Cuma günü, sabah 7:30′da Samsun, Çarşamba’ya varan HiM ekibi, buradan Çaka’ya doğru yola çıktı. Yol üzerinde bulunan, Ordu Üniversitesi’ne bağlı, Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi, ilk duraklarıydı. HiM ekibi, Fakülte Dekan Sekreteri ile yaptığı görüşmede öncelikli olarak Çaka’daki atıl yapıların kullanımına dair fikirlerini anlattı ve üniversite bünyesinde yaratılacak çeşitli kullanımlar ile bu yapıların her mevsim faal kalabileceğini aktardı. Dekan Sekreteri ise ekstra mekan ihtiyaçlarının her daim olduğunu fakat, öncelikle Çaka’nın fakültelerine çok uzak olduğunu, ardından ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın kendisine bağlı yapıların Üniversiteler tarafından kullanımına sıcak bakmadığını anlattı. Son olarak da, Ordu Üniversitesi Rektörlüğü’nde Sağlık Kültür ve Spor Şube Müdürü olarak görev yapan Murat Bahadır Çam ile görüşülmesinin yararlı olacağını belirtti.

Fatsa’dan ayrılan ekibin, uzun bir yolculuğun ardından bir sonraki durağı, Çaka-Çaytepe İlköğretim Okulu’ydu. Çaka-Çaytepe Okulu, içlerinde atıl durumda olan Çaka İlkokulu’nun da olduğu bir çok okulun kapanması ve taşımalı eğitime geçilmesi ile, tüm çevre köylerden gelen öğrencilerin öğrenimini sürdürdüğü okuldu. HiM ekibi, öncelikli olarak, faal durumda olan bu okulun fiziki durumunu ve eksiklerini ortaya koyma isteğindeydi. Bu amaçla, okul Müdürü Mustafa Akdeniz ile görüşüldü ve kendisiyle birlikte okul gezildi.Çaka-Çaytepe İlköğretim Okulu fiziki durum ve sosyal olanaklar açısından oldukça problemli bir vaziyetteydi. Okulun bodrum katının çok ciddi bir rutubet sorunu vardı ve bu salon mekan sıkıntısı sebebiyle yemekhane, etkinlik salonu, spor alanı gibi farklı fonksiyonlar için elverişsiz bir biçimde kullanılıyordu.Okulun resim, müzik beden eğitimi dersleri için kullanılacak uygun mekan gereksinimi vardı. Ayrıca Okul Müdürü’nün özel olarak belirttiği bir diğer sıkıntı ise kütüphane/okuma odası eksikliğiydi. Gözlemlendiği üzere öğrenciler, giriş katındaki küçük bir sınıfı kütüphane, okuma odası, bilgisayar laboratuarı olarak kullanıyordu.
Fakat mekansal açıdan oldukça elverişsiz olan bu durum bahsi geçen fonksiyonlardan hiçbirinin verimli şekilde işleyememesine sebep oluyordu. Mevcutta faal durumdaki Çaka-Çaytepe Okulu’nun tüm bu mekansal gereksinimleri, atıl durumdaki Çaka Okulu’nun nasıl tekrar kazanılabileceği ve uzun vadede nasıl yerel hayatın içinde bir yer edinebileceği konusunda HiM ekibinin akıllarında çeşitli fikirler uyandırmaya başlamıştı.Öğleden sonra İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İl Özel İdaresi ile randevusu olan ekip, aynı zamanda Ordu Üniversitesi’nde de görüşmeler yapabilmek adına 2 gruba ayrıldı.

Milli Eğitim Müdürlüğü ve İl Özel İdaresi ile görüşmeye giden ekip, Ordu ili turizm faaliyetleri konusunda, Ordu Vali’sinin de katıldığı ve Ordu Kültür Sanat Merkezi’nde yapılan bir toplantıya katıldı. Toplantıda Ordu ilinin turizm potansiyelleri ve bu potansiyellerin nasıl geliştirilebileceği konuşuldu. Ordu İl Kültür Turizm Müdürü Erkan Gülderen ve İl Özel İdare Genel Sekreteri Selami Aydın ile Atıl Köy Okulları projesinin geldiği nokta ve geleceği üzerine fikir alışverişinde bulunuldu. Çaka projesi sürecinde ortaya çıkacak ihtiyaçlar için Ordu’daki idari kurumlarla irtibatta olunmasına karar verildi. Bu görüşmelerin haricinde Fatsa İlçesi Kabakdağı Köyü’nden toplantıya katılan Güven Özel’den, Kabakdağ’da 10 senedir gerçekleştirilen ekoturizm ve yeni başlayan restorasyon çalışmaları hakkında bilgi alan ekip, Kabakdağ üzerine de çeşitli projeler geliştirilebileceği kanaatine vardı.

Ardından Milli Eğitim Müdürlüğü’ne geçen ekip, Atıl Köy Okulları Projesi’nin başlarında, yeniden işlevlendirilmek üzere belirlenecek okulların seçiminde de kendilerine önemli yardımlarda bulunan Milli Eğitim Müfettişi Kerim Yılmaz ile görüştü. Öncelikle Kargı Projesi’nin son durumdan bahseden HiM ekibi, ardından Çaka Projesi hakkındaki fikir ve önerilerini aktardı. Çaka-Çaytepe İlköğretim Okulu’nun eksiklerinden bahseden ekip, atıl durumdaki Çaka Okulu’nun bu eksiklerin giderilmesine yönelik işlev kazandırılabileceğinden ve çevre üniversitelerin ve öğrenci kulüplerinin de bu mekanı kullanabileceğinden bahsetti. Kerim Bey ise üniversite kulüpleri için sürekli bir kullanımın olamayacağını fakat dönemsel izinler verilebileceğini, Çaka-Çaytepe İlköğretim Okulu’nun kullanabileceği bir mekan olmasının ise çok iyi olabileceğinden bahsetti. Bu tip bir işlevlendirme sonucunda atıl durumdaki okulun bakımının ve işletmesinin Milli Eğitim tarafından yapılabileceğini fakat okulun ticari getirisi olabilecek herhangi bir işlevi olamayacağını belirtti.

Bu sırada Ordu Üniversitesi’nde bulunan ekip ise, Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi Dekan Sekreteri’nin kendilerini yönlendirdikleri, Sağlık Kültür ve Spor Şube Müdürü Murat Bahadır Çam ile görüştü. Bahadır Çam, başta öğrenci kulüplerinin organize edilmesi konusunda olmak üzere, HiM’in, Çaka projesi süresince Ordu Üniversitesi kanadında destek alabileceği bir tablo çizdi. Öğrenci kulüp başkanlarının bu projeden haberdar edilmesi konusunda öncelikli olarak harekete geçeceğini belirtti. Çaka projesinin İstanbul’dan sürdürülmesinin yarattığı zorlukların minimize edilmesi adına, HiM ekibinin öncelikli düşüncesi de başta Ordu Üniversitesi öğrencileri olmak üzere, bu bölgede okuyan öğrencilerden destek görebilmekti. Böylece yerelden beslenmek ve sürekli haberdar olmak hususunda önemli bir aşama kaydedilmiş olacaktı. Bahadır Çam ile yapılan görüşme bu konuda ileride güzel noktalara varılacağını gösterdi. HiM ekibinin Ordu’daki ilk günü oldukça yoğun ve yararlı bir şekilde sonlanmış oldu.

3 Kasım Cumartesi günü ise Çakalılar ile görüşmek ve atıl yapılarda bolca vakit geçirip, daha önce üretilen fikirlerin yerinde tekrar gözden geçirilmesine ve mekan içerisinde yeni fikirler üretilmesine ayrıldı.Çakalılar HiM ekibinin haziran ayı ortasında bölgede yaptığı 23 kişinin katıldığı atölyeyi hatırlıyorlardı ve daha önceden bölgeye ulaştırılan HiM ekibi tarafından üretilmiş “Çaka’nın Sesi” gazetesini okumuş, ekibin İstanbul’da neler yaptığından kabaca haberdarlardı. Köy kahvesinde yapılan sohbetlerde ekip, yerli halka en güncel durumdaki fikirlerini tekrar anlattılar. Çaka-Çaytepe okulunun eksiklerinden, atıl durumdaki yapıların bu yakındaki okulun eksiklerinin giderilmesinde kullanılabileceğinden, üniversite kulüpleri gibi öğrenci oluşumlarının ise yine bu okulda atölyeler düzenleyebileceklerinden bahsedildi. Kahve sakinleri bu fikirleri oldukça iyi karşıladılar. Köylünün esas istekleri her seferinde bir şekilde turizme ve ekonomik getirisi yüksek fikirlere yönlense de, köyde oluşacak öğrenci yoğunluğunun ekonomik getirileri, hem yerel yaşantının korunmasında, hem de köylünün ekonomik beklentilerinin karşılanmasında bir ara kesit sunabilecektir.
Köylüler ile yapılan görüşmenin ardından atıl yapılarda daha çok vakit geçirmeye giden HiM ekibi, yapılar içerisinde, şimdiye kadar üretilen fikirlerin mekansal dağılımlarını, üretim süreçlerini ve yapısal gerekliliklerini tartıştılar. Yapıların duvarlarının durumları hakkında daha detaylı çalışmalar yapan ekip, tahmin edilenden daha fazla taşıyıcı ve bölücü duvarın korunabileceğini farketti. Bu durum, hem yapının koruma-kullanma dengesi açısından, hem de ekonomik açılardan önemliydi.

Görüşmeler sırasında kahvede bulunan Kurtuluş Köyü muhtarı İsmail Bey, HiM ekibine Kurtuluş Köyü sınırlarındaki bir pansiyondan bahsetti. Pansiyon sahibinin, kendi mahsüllerini üreten ve yakın zamanda faal olarak turistik bir “çiftlik evi” olarak bu yapıyı işletmeye açacak olan Salih Bey olduğu söylendi. HiM ekibinin oldukça ilgisini çeken bu işletme İsmail ile birlikte ziyaret edildi. Pansiyon sahibi Salih Bey, Çaka plajının ve tüm bu bölgenin turistik potansiyellerinden bahsetti. Üretilen mahsüllerin çevre bölgelere göre daha verimli olduğunu ve plajının ise tüm Karadeniz içerisinde özel bir yere sahip olduğunu aktardı.Salih Bey’den işletmeye açacağı “çiftlik evi” ve diğer projeleri hakkında etraflıca bilgi alan HiM ekibi, bu heyecanlı sohbetin ardından tekrar Çaka plajındaki atıl yapıların yolunu tuttu.

Aynı gün, akşamüzeri saatlerinde, yapı içerisinde çalışmalarını sürdüren ekip, sandalını kıyıya çıkarmakta zorlanan Çakalı bir balıkçının imdadına koştu. Balıkçının sandalı yaklaşık 2 saatte barınağa çekilebildi. 2 saatin ardından artık hava kararmıştı ve HiM ekibi sırılsıklam olmuştu.4 Kasım Pazar günü, HiM ekibi dönüş yolculuğuna geçmeden önce köy muhtarı ile görüşmek üzere tekrar Çaka’daydı. Muhtarın kendisini bulamayan ekip, Muhtarın Oğlu ile görüşebildi. Öncelik verilen konu, HiM ekibinin 2013 yazında fiili olarak başlayacağı yapım süreciydi. Bu süreçte, köy muhtarı Fatma Yalçın’ın elinden geldiğince ekibe yardımcı olabileceği öğrenildi.Sona eren Çaka ziyareti ardından, netleştirilen bir çok konu vardı. Öncelikle atıl durumdaki yapıların yerel ve hukuksal sebepler ile turistik bir işleve sahip olmaması gerektiğiydi. Bölgenin faal durumdaki tek okulu olan Çaka-Çaytepe İlköğretim Okulu’nun mevcuttaki eksiklikleri ise, atıl durumdaki yapılara önerilecek programa öncelikli olarak şekil vermeliydi. Yapıların işletim ve bakım gereksinimlerinin Milli Eğitim tarafından kolaylıkla sağlanabilecek olması bu fikri desteklemekteydi.

Oldukça yoğun ve verimli geçen bu 3 günün ardından Herkes İçin Mimarlık ekibi, tüm bu yeni gelişmelerin ve fikirlerin ışığında yıl sonuna kadar projenin bir çok aşamasını netleştirebilmeyi, ve yeni bir Çaka ziyareti ile bu fikirlerini bir kez daha yerel yöneticiler ve Çakalılar ile paylaşmayı hedefliyor.

Yarın Güzel Bir Sabah Olacak


İlüstrasyon : Ece Gökalp

 “Oysa bu sabah güneş doğudan doğmayarak en  kışkırtıcı halindeydi, bugünün sert geçeği belliydi. Bunun beni yıka yıka, yok ede ede, tekrar doğuracağını hiç düşünmemiştim”

Herkesin dahil olduğu, kişisel egoların olmadığı bir mimarlık var mı?

Kendisinden ne kadar bahsetmesek de mimarlık kente ve yaşamımıza müdahil oluyor, üzerimizde iktidar kuran bir olguya dönüşüyor. Mimarlık ve mimarların büyük kısmı, geçmişten beri bir gücü temsil eder ve etrafımızda egosantrik bir atmosfer kurar. Kendi kurallarını koyar, kendi dilini oluşturur. Mimarlık, ihtiyacı olanın birinci elden ulaşabileceği, insanların nerdeyse yüzde doksanın ihtiyacının farkında bile olmadığı bir pratik..

Mimarlık ortamının içindekiler dışarıdaki dünyaya düzene sokulması gereken bir yer olarak bakar; çünkü değerli istisnalara rağmen okullardaki öğretiler bozulmaz kaideler şeklinde aktarılır. Böylece ego şişer, kimin için tasarlanıldığı, kime hizmet edeceği unutulur, başkalarının katılımına mahal verilmez. Peki ama mimarlık gerçekten bu kadar kutsal, ulaşılamaz ve karışalamaz mı?

Nasıl gerçekliklerimizi kendimiz inşa ediyorsak, bu iktidar da bir inşanın sonucu, mimarlığın ve mimarların sürekli içine üflediği bir ilüzyon balonu. Bu balonun içerisine her şeyi sığdırıp, meşrulaştırabiliriz. Devletlerin kendi görünürlüklerini mimarlık üzerinden kurmalarını, mimarlığın ruh halini yaşayanların fiziksel çevre hakkında çılgın kararlar vermelerinı, yıkılan binaların ardından yapılan romantik konuşmaları… Oysa ki mimarlık hali katılımcılıkla, ortak akıl ile daha iyiye gitmez mi?

Mimarlığın “en iyisini ben bilirim” durumu, insanların nasıl yaşayacaklarına, neler yapacaklarına karışır. Oysa kent dediğimiz sürekli değişir, insanlar değişir. Kente rasyonel , pozitif bilim yöntemleriyle yaklaşmak ne kadar doğru sonuçlar çıkartabilir ki? Ama boylarına göre küçük kalemli çoğu mimarın en sevdiği hobisidir.

Bugünlerde İstanbul’un dört bir köşesinde yeni projeler filizleniyor, inşa ediliyor, tartışılıyor. Kimisi eskiyi yeniden inşa edip Selçuklu mimarisine öykünen kamu binaları yapıyor, kimisi bir Venedik illüzyonunu metalaştırıp unutulmuş bir kent parçasında toplu konut inşa ediyor. Emek Sineması’nın, Haydarpaşa Garı’nın, benzer nitelikli tüm yapıların merkezinde, sağında solunda mimarlık ya da mimarlığın ruh haline bürünmüş karakterler kendilerini belli ediyor. Kent sürekli bir dinamizimin içinde, kentin fiziksel sınırlarını ne kadar haritada görsek de, mental sınırları sürekli oynuyor ve bu değişimdeki en geçerli parametre “insan” oluyor. İşte mimarlığın ruh halinin atmosferine ise “insan” dahil olamıyor. Orda bir yerde hakkında karar verilmesi gerek olarak kalıyor.

Böyle bir dinamizimin içerisinde, öncelikli belirliyici “insan” olmasına rağmen bu süreçlerden elden geldiği kadar koparılmak isteniyor. Birileri geliyor “burası sorunlu” “burayı dönüştüreceğiz” “buraları yıkıyoruz” ya da “siz şuraya taşınacaksınız” diyor. Kimse soru sormuyor.Bu “sorusuz” bu yüzden“sorunsuz” sessizlik hem insanlar hem de karar vericiler tarafından destekleniyor. Kimseye siz burayı nasıl görmek istersiniz sorusu sorulmuyor ama bunun karşısına da talepkar bir argüman nadir çıkıyor.

Mimarlığın egosantrik enerji alanını yıkmak için sadece mimarların, plancıların, karar vericilerin değil, herkesin sorular sorması gerekiyor. Karşılık talep etmemiz, yeni çatlaklar oluşturmamız, alternatifleri ortaya çıkarmamız gerekiyor ki, iktidarın ferah bulvarlarını, kişisel iktidarların ereksiyonu olan niteliksiz gökdelenleri hep beraber tartışıp, eleştirip,  üzerine konuşabilelim. En iyi niyetlimiz bile kimi zaman bu ruh halinin egosuna kapılabilip, küçük dağları yaratıp, fırtınalar kopartabiliyoruz. Oysa bunla savaşıp, kendi kendimizi yenip, o ilüzyon balonunu patlatsak, daha güzel bir yarına uyanmaz mıyız?

Yelta Köm - 11.05.2012 - http://nosyopsis.tumblr.com/post/22841756503/yar-n-guzel-bir-sabah-olacak adresinden alınmıştır

Çaka – Bir Gün

HiM tarafından Salt Galata binasında gerçekleştirilen ‘Çaka – Bir Gün’ atölyesinde, 25 katılımcı tarafından Atıl Köy Okulları Çaka Projesi için bir gün boyunca tasarım çalışması yapıldı. Çaka projesi için katılımcı bir tasarım süreci uygulayan Herkes İçin Mimarlık, Çaka Atölyesi sonrasında yaptığı tasarım toplantılarını Çaka – Bir Gün atölyesi ile yeni katılımcılara açtı.

Bugüne kadar toplanan verilerin gruplara dağıtılarak, gün sonunda işleve ve yapısal tasarıma dair fikirlerin beklendiği çalışmada, 25 katılımcı 5 grup halinde çalıştı. Çaka Atölyesinde yer alan katılımcıların her bir grupta ekip başı olarak yer aldığı çalışmada, gün sonunda çıkan ürünler gruplar tarafından sunularak Mimar Boğaçhan Dündaralp, Berna Dündaralp ve Yılmaz Değer’in de katıldığı bir tartışma ile değerlendirildi.

Yapılan bir günlük atölyenin sonunda bir jüri değerlendirilmesi yapıldı. Mimar Boğaçhan Dündaralp, bölgede yapılacak çeşitli etkinliklerin hem projeyi açık bir süreç haline getireceğini hem de yerel katılımı arttıracağını belirtti. Berna Dündaralp yapılara sahip olan Milli Eğitim Müdürlüğü ile kurulacak ilişkinin önemine vurgu yapıp, bölgede daha fazla zaman geçirilmesi gerektiğini belirtirken, Yılmaz Değer projenin Çaka’da yaşayanlar tarafından benimsenmesinin, projenin geleceği için önemli olduğuna vurgu yaptı.

İTÜ, ODTÜ, Dokuz Eylül, Maltepe, Yeditepe ve Kocaeli Üniversitelerinden katılımcıların yer aldığı atölyede yapıların, bölgedeki eğitim ve spor kurumları, yerel tarım ve balıkçılık ve turizm fonksiyonlarını içerebileceğini öngören fikirler ortaya çıktı. Yapısal olarak özellikle ömrünü doldurmuş çatının kaldırılmasında hemfikir olan gruplar, sadece binalarla sınırlı kalmayıp, iki bina arasındaki alanı değerlendirip, kumsal ile bütünleşen yaklaşımlar ortaya koydular.

Çalışma Çaka Projesi için planladığı yol haritasını gelen yeni katılımcılara da açıklayan Herkes İçin Mimarlık’ın, katılmak isteyenleri bir sonraki tasarım toplantısına davet etmesi ile sona erdi.

Çaka proje ekibi Kasım ayının içerisinde Çaka’ya bir gezi daha düzenleyecek. Yapacakları bu gezide Çaka halkının fikirlerini son bir kez daha alıp projeye son halini verebilmek için çalışmalara başlayacak. Bu noktada Çakalıların bölge hakkında ne düşündüğünü ve binaların onlara nasıl geri kazandırılabileceğine dair fikirlerini Herkes İçin Mimarlık ekibi ile paylaşmaları büyük önem taşıyor. Çakalılar ekibi beklemeden de internet ve telefon yoluyla proje ekibine ulaşabilir ve fikirlerini aktarabilir. Ulaşım,konaklama ve malzeme konusunda da desteklere açık olan dernek 2013 Yaz aylarını şimdiden heyecanla bekliyor

Çakalılar ne istiyor?

Herkes İçin Mimarlık Çaka’da gerçekleştirdiği çalışmalar sonucunda, köyde yaşayanların kumsalda bulunan atıl okul binalarının tekrar kullanımına dair düşüncelerini topladı. Atölye katılımcılarından sosyoloji öğrencisi Yasemin Altunbulak bu düşünceleri aşağıdaki gibi özetliyor:

Bina hakkında istekler

Uzun yıllardır boş kalan bu bina hakkında ortak istek turizm yararına kullanılmasıydı. Köy halkı yaşlı olduğunu ve bina ile hususi olarak ilgilenebilecek birilerinin olmadığını da ekleyerek dışarıdan birinin köye katkı sağlayacağını söylediler. Bir başka istekse binanın okul olarak kullanıldığı yıllarda köy içinde yaşanan canlılıktı. Yaklaşık 450 öğrencinin ve 21 öğretmenin varlığı köyde ekonomiyi etkiliyordu. O dönemde öğretmenlerin bulunduğu bölgeden ayrılamaması köye ekonomik anlamda canlılık katıyordu. Bu doğrultuda aslında köylünün beklentisi köyün ekonomik açıdan kalkınması. Fatsa-Ordu arasına yapılan tünel ile köye araç girişlerinin de azalmasıyla esnafın neredeyse yok olduğunu belirterek, köyü turizm ile canlandırmak istediklerini söylüyorlardı. Köylünün bir diğer sıkıntısı ise köy içinde inşaata izin verilmemesi. Bu da onlar için ekonomik anlamda gerilemeye sebep oluyordu. Turizm ile değerlendirilmesi ile binanın da korunabileceğini ve devamlılık sağlayabileceğini dile getirildi.

Sonuç

Köy halkının en temel sorunlarından biri ekonomik kalkınma. Ekonomi, sorun olmasına rağmen aslında kendilerine ait fındık bahçeleri ve çocuklarının yardımları ile geçim sıkıntısı yaşamadıkları anlaşılabilir. Fakat köy esnafının gelişmesi ve eski günlerdeki canlılığını tekrardan kazanılması isteniyor. Bu durumda akla gelen ilk şey, köy halkının pasif şekilde binanın kullanımından yararlanmak istemesi. Bir başkası tarafından turizm açısından değerlendirilirse köy içinde ekonomik canlılık devam edecek ve köylü bundan bir şekilde fayda sağlayacak. Bununla beraber binanın eğitim verdiği zamanlara değinildiğinde de aslında yine köy ekonomisi üzerine konuşuluyor. Eğitimi de turizm açısından değerlendirmek mümkün hale geliyor. Turizm ve eğitime alternatif olarak deniz sporları ile alakalı bir yer oluşturulabilir fikri de ortaya çıktı. Bunun en büyük sebebi, bu sayede cankurtarana da bölgede ihtiyaç duyulması karşılığında bu eksiğin giderilmesi ve sahil şeridinin özenle korunmaya devam edilecek olmasıydı. 

‘Çaka’da Neler Oluyor?’

Herkes İçin Mimarlık Derneği’nin ‘Atıl Köy Okulları Projesi’ kapsamında 15-17 Haziran 2012 tarihlerinde Ordu ili Perşembe ilçesi Çaka Köyü’nde gerçekleştirdiği atölye çalışması, Yapı-Endüstri Merkezi’nde (YEM) düzenlenen toplantıda ele alındı.

Buluşmanın açılışını yapan ve Herkes için Mimarlık Derneği’nin hedefini farklı taraflardan aktörleri buluşturan bir platform olmak olarak özetleyen Proje Yürütücüsü Emre Gündoğdu, bir yıla yayılması planlanan sürecin tartışılması ve yeni katılımlarla zenginleşmesi anlamında bu toplantıyı önemsediklerini söyledi. Derneğin gerçekleştirdiği etkinliklerden örnekler veren Gündoğdu, ‘Atıl Köy Okulları Projesi’nin de Herkes için Mimarlık Derneği’nin çekirdeğini oluşturan ‘devamlı mimarlık atölye birlikteliği’ Ölçek 1/1 zamanından bu yana akıllarında olan bir çalışma olduğunu açıkladı. ‘Atıl Köy Okulları Projesi’nin ilk ayağı için seçilen Ordu’da 861 atıl okul bulunduğunu belirten Gündoğdu, Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kendilerine proje kapsamında ele alınabilecek okulları gösterdiğini ve Kargı ile Çaka’nın bu şekilde belirlendiğini kaydetti. Çaka’da gerçekleştirilen atölyede farklı disiplinlerden 24 katılımcının yer aldığını aktaran Gündoğdu, Eylül ayında yaklaşık iki aya yayılacak tasarım sürecinin başlayacağını ve Aralık’ta da projeye destek bulmak için bir program başlatacaklarını söyledi.

Daha sonra söz alan Çaka Atölye Yürütücüsü Cenk Hasan Dereli, bölgede yapılan çalışmalar hakkında bir özet geçti. Yapıların 25 yıldır atıl durumda bulunduğunu ve doğanın müdahalesiyle yıprandığını belirten Dereli, öncelikle görsel tespitler yapıldığını, rölevelerinin alındığını; yapının belleğine dair bir fikir sahibi olmak için de yerel halkla röportajlar yapıldığını anlattı. Dereli, Çaka’da yapıların fiziksel durumunun yanısıra bulundukları kumsalla ve köyle kurdukları ilişkinin de önemli bir mesele olduğuna dikkat çekerek, yapısal müdahalelerin ötesinde bölgesel düzenlemeler üzerinde de durduklarını sözlerine ekledi.

Atölye katılımcılarından inşaat mühendisliği öğrencisi Giray Çıvak da, okul yapılarının fiziksel durumunu katılımcılarla paylaştı. Yığma ve betonarme bölümlerden oluşan her iki yapının da kullanım ömrünü tamamladığını ifade eden Çıvak, çevresel ve yapısal etkilerin izlerinin çok net görülebildiğini kaydetti. Özellikle betonarme kısımların kaldırılması gerektiğini söyleyen Çıvak, bu durumda çatının taşıyıcısının ne olacağının, yığma bölümlerinin nasıl korunabileceğinin tartıştıkları konuların başında geldiğini anlattı. Çıvak, benimsenecek yöntemde mevzuatın, yönetmeliklerin sınırlarının da belirleyici olacağını sözlerine ekledi.
Yine atölye katılımcılarından mimarlık öğrencileri Tuğba Kılınç ve Ali Can İnal ise, yapılara müdahale ve kullanım biçimlerine dair öne çıkan fikirlere değindiler. Yapım, kullanım, kullanıcı, işletme ve zaman gibi parametreler oluşturduklarını ve ortaya çıkan önerilere uygulanabilirliklerine göre öncelik verdiklerini aktaran Kılınç ve İnal; binaların üzerine ya da arasına yapı inşa edilmesi, iki bina arasına ya da denize doğru bir eklenti yerleştirilmesi, denizde enerji üretimine yönelik bir düzeneğin oluşturulması, mevcut yapının güçlendirilmesi gibi önerilerin öne çıktığını ifade ettiler. Sunumların ardından toplantı, soru cevap bölümüyle sona erdi.