him-loader

Geleceğe Dönüş Atölyeleri

Etkinlikler
Paylaş:

Kiminle: Üniversite öğrencileri ve farklı mesleklerden katılımcılar
Ne Zaman: 2020

2-29 Mayıs 2020 tarihleri arasında Covid 19 sebebiyle içinde bulunulan garip zamanlarda bugünü ve geleceği, mimarlığı, kenti, tasarımı nasıl değiştireceğini, etkilerinin ne olacağını tartışmaya ve araştırmaya çağıran “Geleceğe Dönüş Atölyeleri” isimli bir atölye ve etkinlik serisi gerçekleştirdik. Çevrim içi ortamda yapılan ve 157 başvuru arasından 87 katılımcının yer aldığı seride 4 başlıkta gerçekleşen atölyelerin yanı sıra, forumlar ve sunumlar da yapıldı.

Atölye öncesinde fiziksel olarak bir araya gelinemeyen günlerde yeni bir araya gelme pratiklerini, kişisel ve kolektif deneyimleri paylaşmak/tartışmak amacıyla “Karantinadan Sesler” isimli bir blog açtık. Bu blogdan sonra atölye fikri 2011 Aralık’taki kuruluşumuzdan beri yaptığımız işlerin ana yaklaşımlarından olan “birlikte yapma” fikrinden temellendi. Bu işlerde çevrim içi araçları da kullanmakla birlikte işlerimizin birçoğu fiziki olarak bir araya gelinen ortamlarda gerçekleştirmekteyiz. Covid-19 salgını nedeniyle insanların bir araya gelemediği günlerde, geleceğin nasıl şekilleneceğinin merakı atölyelerin motivasyonu oldu.

Başlangıcında ve sonunda birer forum gerçekleştirilen seride “Bir Veri Tabanı Olarak ‘Ev’ -öncesi, şimdisi, sonrası-”, “Haybeden Gerçeküstü Haberler”, “Birlikte gezelim ama başka zaman!” ve “Ekrandan Ekrana” isimli atölyeler yer aldı. 3 haftaya yayılan bir süre içerisinde görüntülü buluşmaların yanı sıra, Slack platformundan sürekli irtibat halinde yazışmalarla ilerleyen atölyeler, ay sonunda canlı yayınlanan sunumlarla işlerini paylaştılar. Atölyelerin içerisinde konukların yaptığı sunumların yanı sıra, sanatçı/eğitmen Bager Akbay yine canlı olarak “Digital Teknolojilerle Birlikte Yapmak” isimli bir konuşma gerçekleştirdi. Seri içerisinde yayınlanan forum, sunum ve konuşmalara buradan ulaşabilirsiniz.

Covid 19 karantinasında yaşanan tüm zorluklara karşın seriye başvuran, katılıp içten paylaşımlarda bulunan ve verimli bir tartışma ortamının oluşmasını sağlayan tüm katılımcılara teşekkür ederiz.

Aşağıda atölyelerin yazılarını okuyabilirsiniz:

 

Bir Veri Tabanı Olarak ‘Ev’ -öncesi, şimdisi, sonrası-

Yürütücüler: Cansu Dinç, Setenay Kamazoğlu
Web Sitesi: https://birveritabaniolarakev.herkesicinmimarlik.org

Korona virüs salgını çoğumuzun uzun süreler evde vakit geçirmesine sebep oldu. Bu durum da ev içinde ve dışında sürdürdüğümüz rutinleri değiştirmeye başladı. Elimizde olmayan nedenlerle karantina süresince ev içerisine sadece kişisel alanımızı değil kamusal hayatı da sığdırmak durumunda kaldık. İçerisinden geçtiğimiz ve belki de geçmek durumunda olduğumuz tüm bu zaman dilimi yaşadığımız mekanların anlam değiştirdiği bir süreç sundu bize. Atölye, tam da ne olduğunu kavramaya çalıştığımız bir dönemde; yaşadığımız yerdeki özel ve kamusal eşikleri yeniden sorgulamak ve tüm bu deneyimleri birlikte belgelemek arzusu ile kurgulandı.

Herkes İçin Mimarlık Derneği’nin başlattığı Gelecek Atölyeleri kapsamında yapılan açık çağrıda 15 kişi ile 4-20 mayıs aralığında, farklı kayıt yöntemleri ile gündelik rutinler belgelendi , bir yaşam alanı olarak ‘ev’ in geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek kurguları üzerine düşünüldü. Atölye, birçok insan için karantinanın ana mekanı olan ‘ev’ i bir veri tabanı olarak kullanmak arzusu ile planlandı. Gündelik rutini aynı teknikle sürekli belgeleme hali mekan kavrayışımızı nasıl etkiler sorusuna cevap arayacağımız deneysel bir süreç öngörüldü ve ilk adım olarak; tüm katılımcılara diledikleri yöntem ile kendi gündelik rutinini bir belgeye dönüştürmesi önerildi.

İlk hafta bir taraftan gündelik rutinler ve etkileri tartışırken diğer taraftan da tüm bu kayıt yöntemlerinin temsilleri ve teknikleri üzerine kafa yoruldu ve önerileri paylaşıldı. Etkin temsil yöntemine karar verilmesinin , sonraki günlerin kaydının da kendi içinde bir rutine dönüşmesini kolaylaştırdığını söylemek mümkün.

Katılımcılar her günü plan, kesit, eskiz, fotoğraf ve çeşitli grafik yöntemlerle belgeledi ve düzenli aralıklarla Slack platformu üzerinden paylaştılar. Bu durum, süreci aktif bir kolektif deneyim tecrübesi haline getirdi ve tüm kayıtlar katılımcıların kişisel yaşam pratiklerine bakış açılarını etkiledi. Bir araya gelinen süreçlerde ev ve çevreye dair fiziksel ve duygusal farkındalıklar da paylaşılması da katılımcıların birbiri ile temasını artırarak sürecin kolektif işleyişine oldukça katkı sağladı.

Hepimizin evlerde olduğu bu süreçte bir araya gelinen atölye mekanı artık Zoom ekranı oldu. Belirli aralıklarla bir araya geldiğimiz ve Zoom platformu üzerinden yürütülen buluşmalarda ; kimi zaman bu üretimler üzerinden tartışmalar yürütülürken; belirli aralıklarla kolektif mapping çalışmaları yapıldı, evin farklı dönem perspektifleri üzerine veriler üretildi.

İlk mapping çalışmasını karantina sürecinin -ev- kavrayışını , karşılaştırma üzerinden beslemek adına * bir veri tabanı olarak ev-öncesi*  başlığı üzerinden yaptık..Eylem pratikleri, kavramlar, müdahale ve his başlıkları üzerinden hızlı veriler kaydedildi. İkincisi tüm gelecek atölyeleri katılımcılarının da dahil olduğu ara forumda ev mekanı üzerinden * kamusal alan- eşik alan – özel alan* sorgulaması üzerinden üretildi. Bu çalışmanın yapılma amacı tüm atölye sürecinin tartışmalarının çoğunlukla kamusal özel alan ilişkilerinin değişkenliği üzerinden ilerlemesiydi. Bu süreci beslemek adına öncesinde sosyal medya üzerinden kamusal ve özel alan değişkeni üzerine üretilen bir grafik de paylaşıldı. Son olarak da *bir veri tabanı olarak ev- sonrası* üzerinden bir mapping çalışması yapıldı ve gelecek üzerine olasılık konuşuldu. Tüm tartışmalar ışığında , burada başlıklara bir de eşik mekanları eklenmesine karar verildi.

Tüm bu kayıtlar ve ortak üretimler; atölye sürecinde ve sonrasında belirli farkındalıklar oluşmasına yol açtığını söylemek mümkün. Bunlardan ilki gündelik rutin kaydının kişinin ev ile kurduğu ilişkilenme biçiminin üzerinden ilerlediği gözlemi. Katılımcılardan kimi sadece masasını kaydederken , kimi kendi ile birlikte yaşayan tüm karakterleri, kuşunu hatta bahçesindeki ağacı dahi senaryoya dahil etti. Kimi kendi duygusal süreci üzerine yoğunlaşırken , kimi etrafında kurduğu iletişim biçimleri üzerinden kaydetmeyi tercih etti.

Anlatının farklı noktalarında da bahsedilen etkileşim hali aslında hepimizin karantina sürecine algısını etkileyecek kadar yoğun oldu ve bu tabii ki üretimlere de yansıdı. Bir buluşmada bir katılımcının dışarıdaki kuş sesinden bahsetmesi diğer buluşmada tüm kayıtlara dış mekan ilişkilerinin de eklenmesini tetikledi. Komşularla olan iletişimin artışı ve bunun cephe ilişkileri bir diğer ilgi çeken kayıtlardan oldu.

Karantina süreci ile ilgili en önemli tartışma konusu özel alan- kamusal alan ilişkisi ve bunların ihlali üzerinden ilerlerken; atölye sürecinde bu durumun, kamusal ve özel alan algılarının tüm katılımcılar için farklı senaryolar üzerinden ilerliyor olması bir diğer farkındalık noktasıydı. Misafir odasını kamusal alan olarak tanımlayan bir katılımcı da , evin giriş holünü eşik, balkonu kamusal olarak tanımlayan katılımcı da ; sokağa kadar hala özel alan tanımını genişleten katılımcı da karantina sürecinde bunların nasıl yer değiştirdiği üzerine kafa yordu. Tüm bu süreçte bizi sarmalayan güvenlik çemberlerinin varlığı ve değişkenliği üzerinden spekülasyonlar üretildi.

Eylem pratiklerini kaydetmenin de duygu durumunu kaydetmenin de kıymetini algıladığımız bu süreçte; katılımcıların tüm ev rutinlerini; kendi kimlikleri ve benliklerinin kurduğu ilişkilenme biçimleri üzerinden kaydettiğini söylemek mümkün. Kendi ‘ben’ algısını eşyalar, bitkiler, hayvanlar, diyaloglar, kişiler ve hatta sanal ortam üzerinden kaydeden; bunları bizlerle paylaşan ve çoğaltan tüm katılımcılara teşekkür ediyoruz.

Atölye Katılımcıları: Beyza Horozaloğlu, Burcu Sultan Kındır, Canan Kaçar Şengül, Cansu Dinç, Doğa Özer, Eda Bozkurt, Emre Gündoğdu, Gamze Enhoş, Hazal Doğruel, Hüseyin Çelik, İrem Alpargun, İzel Gürkan, Melis Pınarel, Merve Gül Özokcu, Pınar Gamsız, Ruken Aydoğdu, Rümeysa Oral, Setenay Kamazoğlu, Sidar Alışık, Zeynep Aslan, Zeynep Serra Bayar

 

Haybeden Gerçeküstü Haberler:

Yürütücüler: Bihter Çelik, Dilara Kara
Atölye gazetesi: Haybeden Gerçeküstü Haberler

İklim krizleri ve afetler kapımızda. 2020 global pandemisini, birlikte öğrenip direnç kazanmak adına adım atmaya yeltendiğimiz belirgin bir durak olarak görüyoruz. Bu durakta bize uzun soluklu fayda sağlayacak hangi bireysel kabiliyetleri kuvvetlendirmeli, hangi örgütlü alışkanlıkları gündeme getirmeliyiz, diye sorduğumuzda aşağıdaki başlıklarda mutabık kaldık:

  • Güncel devinimlere ruhsal dirençlilik.
  • Bir tasarım jimnastiği olarak Spekülasyonu kullanmak.
  • Teyitli bilginin önemini atlamamak.
  • Geçmişten ve güncel veriden ders çıkarabilmek.
  • Çevrimiçi örgütlülük ve verimlilik.
  • Düşün çalışmalarını fizikselleştirebilme.

Atölye akışı aşağıdaki gibi planlandı ve gerçekleşti;

  • Haftalık buluşmalara her katılımcının güncel karşılaştığı ve kendisine absürd gelen haberleri toplaması ve diğer katılımcılarla paylaşması.
  • Yadırgadığımız ve/veya yargıladığımız bu haberin gerçeklik payının araştırılması.
  • Son olarak bir tekil haber ve davranış halinin hızla yayılması ihtimalinde gelinebilecek gerçekliğin spekülatif tasarımının yapılıp gelecek postasında aktarılması.

Hızla akan haberleri herkesin kendi alışığından da yüksek bir ivmeyle takip etmeye başladığı 2020 Nisan – Haziran ayları döneminde, kimi gerçeklikleri gülerek karşılayabilmek ve onları paylaşabilmek  karantinalı yorucu ruh halimizden bizi bir nebze kurtarmış oldu.

Haberleri/tasarımları/insan hallerini sosyo-kültürel bileşenleri ile doğru okuyabilmemizi sağlamak adına 3 konuşmacı davetlimiz oldu. Konuşmacılardan tasarımcı, küratör, yazar Tuğçe Karataş; spekülatif tasarım metotlarının arkasındaki mantık haritalarını ve ütopya/distopya geliştirmekten faydalanabileceğimiz bilişlerden bahsetti. Sosyolog Volkan Altınok tarihte afetlerle şekillenen davranış ve kültürlerden örnekler getirdi. Son olarak iklim değişim uzmanı, mimar Naz Beykan 2000 ve sonrası dünyada yaşanan yerel afetlerin verileri ile güncel yaşanan verilerin üst üste getirilmesi ile gelecek senaryo öngörülerinden yöntemler sundu.

Katılımcıların güncel haberleri, ‘sacayak’ dediğimiz konuşmacı 3’lünün katkıları ile ortak bir gelecek postasında buluştu. Bu ‘yakın gelecek’ tarihli postada katılımcılar pandeminin dönüştüreceği dünyayla ilgili ‘haybeden gerçeküstü’ haberlerini metin, eskiz ve grafik gibi anlatım yöntemleri oluşturarak hazırladılar. Atölyenin son basamağında ise her biri bir tartışmacı gazeteci kimliğine bürünerek ‘haybeden gerçeküstü haber ajansı’ aracılığıyla bu haberlerin sunumunu ve tartışmasını yaptılar..

Atölyenin genel okuması olarak diyebiliriz ki; tasarım kabiliyeti toplumdaki her bireyin elinde mevcut. Geldiğimiz hızlı iletişim çağında bireylerden bağımsız çıkan ürünlere bakıyor olmalıyız. Ürün/çıktı kendini doğru aktaran ve faydacı bir tasarım ise, hızla yayılıp haklı yerini bulabiliyor. Keza kendini yüksekten anlatan; fakat faydası iletişim araçlarının anlattığı kadar kuvvetli olmayan tasarımlar da hızlı ve yersiz kendini çoğaltabilir. Bu demek oluyor ki; biz tasarımcılara teyitli, etki değerlendirmeli, gelecek projeksiyonunu doğru aktarmalı sorumluluklar düşüyor.

Atölye katılımcıları: Atamer Boz, Begüm Kocabalkanlı, Betül Aniker, Beyza Yıldız, Doğu Tonkur, Gökçe Kalkan, Göknur Kayır, Kubilay Ercelep, Özge Yavuz, Pelin Aykutlar, Rengin Beçet, Seval Üçkan, Türkan Caran, Zeynep Durgut

 

Birlikte gezelim ama başka zaman!

Yürütücüler: Mina Öner, Yiğit Çetin

Kentte yaşayan insanlar olarak bulaşıcı hastalık tehdidi altında birbirimizle olan fiziksel mesafemizi arttırmamız gerekmekte. Bunun için sokağa çıkma yasakları, kalabalık ortamlarda bulunmamak, parkların kapanması gibi pek çok önlem alınıyor. Peki, bu gezemeyeceğimiz anlamına mı geliyor? Dışarıda bulunduğumuz market alışverişi gibi kısa zaman aralıklarını nasıl daha “etkili” değerlendirebiliriz? Gezmenin, dışarda bulunmanın mesafeli; fakat paylaşılan bir biçimi mümkün mü?

Atölyede bu sorulardan öncelikle “etkili” bir gezinti bizim için ne ifade ediyor sorusuna cevap aradık ve tahmin edilebileceği üzere farklı yaklaşımlarla karşılaştık. Daha sonra covid-19 salgının gezintilerimize etkisini araştırmak için deneyimlerimizi birbirimizle paylaştık. Deneyimlerimizi aktarırken kullandığımız kavramlardan bazılarının salgın döneminde önem kazandığını fark ettik. Başlarda, yeni ortaya çıkan güzergâhlarımızı ifade etmek için eski güzergâhlarımızla karşılaştırma eğiliminde olduk; fakat durumun kendine özgü yapısını ifade etmek için bu yöntemin yetersiz olduğunu hissetmeye başladık. Karşılaştırma alışkanlığımızı bir kenara bıraktığımızda ise içinden geçtiğimiz bu döneme özgü bir keşif duygusu yaşadığımızı farkettik. Yakın çevremize ilişkin keşifler, bazen daha az insanla karşılaşabileceğimiz marketlere ve güzergâhlara, bazen de evde fazla zaman geçirmenin verdiği sıkıntıyı giderebileceğimiz yeşil ve açık alanlara yöneldi. Bazılarımız dışarıyı nesneler üzerinden deneyimlemeye başladı, bazılarımızsa tekrar tekrar deneyimlediği rotalarını gezmeyi bırakarak hayal etmeye başladı.

Atölye sırasında deneyimlerimizin katılımcılar arasında paylaşılması, bizim bir ölçüde birlikte gezmemizi sağladı. Her ne kadar biz birlikte gezmiş olsak da gezintilerimizi başkalarıyla da
paylaşabilmenin, birlikte gezmenin nasıl mümkün olacağını araştırmaya başladık. Peki ya başkalarıyla nasıl gezebilirdik? Bunun için deneyimlerimizin görsel ifadeleri üzerinde çalışarak güzergâhlarımızda paylaşabileceğimiz bu sürece özgü bireysel rotalarımızı paylaşılabilir hale getirdik. Bunu yaparken görsel ifadelerini aradığımız keşiflerimizin başkalarının güzergâhları içerisinde farklı anlamlar kazanabileceğini göz önünde bulundurduk. Atölye katılımcılarımızın hepsinin tasarım eğitimi alıyor ya da almış olması görsel ifadeleri oluştururken belirli araçlardan yararlanmamızı kolaylaştırsa da, ve hatta çeşitlendirse de bazı açılardan belirli kalıpları kullanmaya meyilli olma hali bakış açılarımızı az da olsa kısıtlamış olabilir. Bu sebeple; bu paylaşımların dışarıya açık, denenebilir ve çok farklı insanlar tarafından tekrar tekrar üretimine açmak bizim için çok değerliydi.

Bu paylaşımların herkese açık olmasının dezavantajları nelerdi? Virüs bulaşması ihtimali nedeniyle fiziksel mesafeyi korumaya çalıştığımız bu günlerde keşfettiğimiz bir yeri paylaşmanın ortaya çıkarabileceği insan yoğunluğunu kontrol etmemiz gerektiğini fark ettik. Karantina ayı boyunca devam etmesini öngördüğümüz atölyemiz hala devam etmekte olup, çalışmalarımızı dijital bir platforma aktarmaya çalışıyoruz. Herkesin kullanımına açık olacak bu mecranın kimlere ulaşabileceği de merak konusu.

Son olarak; bu kontrollü birlikte gezme biçimini bir kısıtlamadan ziyade bu döneme özgü bir etkinin işlerimize yansıması olarak görebilmek hepimiz için çok değerliydi. Tüm katılımcılara
teşekkür ederiz.

Atölye sırasında etrafında dolaştığımız kavramlar ve sorular dağınık biçimde olsa da şöyle sıralanabilir:

Yürüyüş ve yeni rotalar
Hedef odaklı olmayan yürüyüşler. Amaçsız yürüyüş mümkün mü? Tek ve birlikte yürümek arasındaki farklar. Rotamız dâhilinde hoşumuza gidenler (manzara noktaları, dar sokaklar, geniş meydanlar…) Yeşile, denize ve geniş açıklıklara bakmanın çoklukla ilişkilenmesi ve bundan duyduğumuz keyif. Doğanın estetize edilmesi ve doğanın ritmini fark etmek.

Keşif ve tekinsizlik
Eskiden bazı mekanlara ilişkin geliştirdiğimiz tekinsizlik duygusunun yerini keşif duygusu almış olabilir mi?  Tenha – Kalabalık – Tekinsizlik –  Anlam değişmesi

Yeni sınırlar, rutinler ve taktikler
Aldığımız önlemler nedeniyle değişen etkinliklerimiz ve dolaşım ağımız. Dolayısıyla ortaya çıkan yeni sınırlarımız. Yeni alışkanlıklarımızın hem yürüyüşlerimiz hem de çevremizle ilişkimizde taktikler geliştirmemize yol açması.

Karşılaşmalar
Evlerimizin dışında yaşadığımız karşılaşmalar değişti mi? Yolda karşılaştığımız veya bir biçimde etkileşimde bulunduğumuz başkalarıyla nasıl bir iletişim kuruyoruz?

Durmak ve hareket
Evlerde geçirdiğimiz sürenin artmasıyla daha durağan bir hale gelmemiz ve harekete duyduğumuz özlem. Hareketi gözlemlemek (camdan, balkondan…) ya da hareketle iç içe olmak. Bunun tartıştığımız muhtemel nedenleri ise, özlediğimiz şeye sarılmak, durağan halin kaygılara yol açması veya sürekli hareket halinin bize bir kaçış ihtimali sunması. Doğadaki ritmi gözlemlemenin bile kaygıyı azaltması.

Eski ve yeni. Karşılaştırmanın yeni olanı kavramaktaki etkisi.
Değişen rotalarımızı ve çevremizle ilişkimizi bu değişimden önceki durumlarıyla karşılaştırmak nasıl bir fayda sağlar? Yeni olanı eski olanla farkları üzerinden aktarmak yeniyi ihtimallere kapatır mı?

Özgürlük ve kısıtlılık
Yeni fiziksel kısıtlamaların etkisi altında özgürlük düşüncemiz nasıl dönüştü. Karantinanın insan için içsel bir sorgulamaya dönüşmesi.

Bedenlerimizle yakınlaşmak
Fiziksel kısıtlamaların doğrudan bedenlerimize ilişkin olması bedenimizi bize hatırlatmanın yanı sıra onu dönüştürür mü? Çevreyi deneyimlerken kullandığımız duyu organları, bunlardan birinin öne çıkması, yok olması durumları yolculuğumuzda ne gibi farklılıklar oluşturur? (covid-19 un tat ve koku alma duyularını etkiliyor olması). Ölçek, perspektif, beden ilişkisi (duyu organlarımız). Bireysel ölçü birimlerimizi oluşturabilir miyiz? 100 adımım kadar, 95 cm boyundaki bir çocuğun gözünden, kedi sıçrayışı kadar..

Ritim
Bedenimiz ya da nesneler üzerinden deneyimlediğimiz yolculuğun ritminin farkında mıyız? Bedenimizin ritmi var mı? Dışarıdaki ritim nedir? Farkında olmadığımız ritimler var mıdır? Yürüyüşümüzde bize eşlik eden ritimler neler?

Atölye katılımcıları: Alona Taşçı, Alp Emre Çelik, Baran Çakıl, Ceren Yıldırım, Gizem Özmen, Gülistan Kenanoğlu, İrem Durmaz, İrem Metin, Mehtap Arslanyüreği, Merve Nur Kızılkaya, Serra Utkum İkiz

 

Ekrandan Ekrana

Yürütücü: Yelta Köm
Video: Ekrandan Ekrana

Kent kendini yaratırken sadece kentteki müdahalelerle değil , yaşayanlarla, gözlemleyenlerle, onların kullandığı teknolojilerle, araçlarla şekillendirir. Bugünün dünyasında, sadece mevcut olağan üstü koşullar sırasında değil, hali hazırda cihazlar ve aygıtlar üzerinden algılıyoruz kenti. Bir yere gideceğimiz zaman, telefonumuzdaki uygulamadan bakıyoruz, ya da sokak görüntüleri ile inceliyoruz. Bu teknolojiler bir yandan erişilebilirliği arttırsa da, internetin özgürlük yanılsaması ve gözetleme kapitalizmin araçlarıyla algılarımızı değiştiriyor. Bugünlerde herkes evlerindeyken, bu teknolojiler kenti algılama konusunda daha büyük etkiler doğuracak, bu kentsel tasarımı ve şehir düzenlerini de aynı şekilde etkileyecektir. Bu atölye, Google sokak görüntüleri, erişilebilir kamera görüntüleri ve dijital kent izleme araçlarıyla şehir turları ve analizleri yapıp, kentlerin uzun sürecek bir gelecekte nelere benzeyeceğini, bizim nasıl hatırlayacağımızı araştırıp, spekülatif senaryolar kurdu. Atölye çıktıları kısa dijital videolardan oluştu, süreç sunumlarla ve tartışmalarla ilerledi. Web sayfası hazırlanmakta olan atölyenin çıktısı olan videoyu yukarıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.

Atölye katılımcıları: Alican Çelen, Aslı Mut, Begüm Kocabalkanlı, Feray Aluçlu, Feyza Çınar, Gizem Asıcı, Gözde Yüksel, Hakan Ilıkoba, Hanse Ceren Şahin, İpek Teci, Nilsu Altunok, Nur Ayhan Bol, Özge Süvari, Selen Türker, Selvihan Çalı, Serap Kaçmaz, Sıla Kartal, Vera Yıldız, Zeynep Seda Atlı, Zilan Kuranlıoğlu

Videolar

youtube video
youtube video
youtube video